20 Ocak 2017 Cuma

Cinder - Marissa Meyer (Ay Günlüğü Serisi #1) | Kitap Yorumu


Merhaba!

  Fantastik ve bilim kurgu okurları burada mı? Çünkü bunu tam anlamıyla karşılayan bir seri ile ilgili birkaç kelam edeceğim. :D Ki mantıken bu türleri sevenler zaten çoktan okumuşlardır ama ben yine de geç kalmışlığımı göz ardı ermek istiyorum.

  Ay Günlüğü serisi, bir ara kitabıyla beraber toplam altı kitaplık bir seri. Tabii şimdilik. Gerçekten bakmama rağmen altıncı kitap son mu yoksa yazar seriyi yazmaya devam etmeye kararlı mı bir türlü anlayamadım çünkü. :D


  Ben kitabı eylülde almış olmama rağmen dört ay sonra anca fırsat verebildim. Dürüst olmak gerekirse kitabı Okuoku indirimde gördüğümde çok sevildiğini duyduğum için konusuna falan bakmadan almıştım. Evet, böyle yapmaya bir son vermem gerekiyor! :D Fantastik bir kitap olduğunu biliyordum sadece ve bilim kurgu kısmından bihaberdim. Bilim kurgu türüyle pek yıldızımızın barıştığı söylenemez, bu yüzden de kitabı erteledikçe erteledim. Bu arada kitap açısından söylüyorum, bilim kurgu konusunda baya eksiğim. Denemeye devam edersem severim diye düşünmek istiyorum açıkçası.

  Uzun girizgâhımdan sonra asıl mevzumuza dönersek, kitabı ertelememin bir anlamı yokmuş gerçekten. Bir günde bitirdim ve gerçekten beğendim. Yani tamam dilimden düşürmeme derecesinde bayılmadım ama serinin diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacağım.


  Peki, Cinder ne anlatıyor? Cinder isminin size çağrışım yaptığından eminim ve evet, Cindrella’nın yeniden kurgulanmış hali bu kitap. Ve seri de o şekilde devam ediyor zaten. Yeniden kurgulanmış demek biraz hafif kaldı aslında baya baştan yaratılmış hali demek bile daha doğru olur. :D Kitap beni en çok bu yönden çekti açıkçası çünkü Once Upon A Time dizisine yazın sarmış bir izleyici olarak bu kitabı da çok beğeneceğimi düşünmüştüm.

  Bir kere günümüzden çok çok sonrasında geçiyor bu kitap. Dördüncü Dünya Savaşı yaşanmış ve onun bile üzerinden 126 sene geçmiş durumda. Savaşta yitip giden Pekin’in yerine Yeni Pekin kurulmuş ve burası da kitabımızın mekânını oluşturuyor. Gerçi hala krallıkla yönetilme durumu söz konusu ki Cindrella’nın hikâyesini hatırlarsanız niye böyle olduğunu da anlarsınız. Bize bir prens şart sonuçta! :D


  Cinder, bir mekanik ustası. Bunun yanında vücudunun bazı kısımları metalden. Yani bir sayborg. Tabii ki bir üvey annesi ve iki üvey kız kardeşi de var.

  Ve tabii ki karakterlerimizin çözmesi gereken bir sorun, kurtarması gereken bir dünya var. Bu sorun tüm dünyayı tehdit eden bir salgın. Ve prensimizin babası da bu salgından muzdarip durumda.

  İşler bu kadarla sınırlı değil tabii ki. Bir de Aylılar söz konusu ki o kısmı okuma yolculuğunuza bırakmak daha iyi. :D

  Kitap Prens Kai’nin Cinder’dan androidini tamir etmesini istemesiyle başlıyor ve Cinder’ın hayatı onun da anlam veremediği bir şekilde karışıyor.


  Kişisel yorumlarıma geçecek olursam, yazarın çok harika bir dili olmadığından belki de “Vay be, harika bir kitap bu!” diyemiyorum maalesef. Yaratılan dünyadaki o androidler falan da benim zihnimde kesin hatlarıyla oturmadı açıkçası. :( Ki bir yerde çeviri hatası olduğunu da düşünüyorum. Ama kitabın kapağından içine, aralara serpiştirilmiş olan Cindrella’dan alıntı kısımlarına her şey gerçekten çok güzeldi. Ki açıkçası orijinal kapağın üzerinden yaptıkları birkaç dokunuşu ben daha çok sevdim. Sanırım ilk kez değiştirilmiş bir kapağı sevdim, çok çok değişmese de. :D Kısacası kesinlikle akıcı bir kitaptı ve ben muhtemelen ikinci kitap olan Scarlet’i de hemen okumaya başlayacağım.

  Ve son olarak, gerçekten söylemeden duramayacağım, kitabın sonunu en baştan tahmin edemeyecek tek bir okur bile olduğuna inanmam!

***
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle! 
  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder