5 Haziran 2017 Pazartesi

Bronz Atlı Kitap Yorumu


Bronz Atlı'nın kitap yorumu için buraya bakabilirsiniz! :)

https://www.youtube.com/watch?v=RQ7gsXagLDU&t=4s

KİTAP ALIŞVERİŞİ | Kitapyurdu, D&R, Okuoku, Yayınevleri, Sahaf


Videoya buradan bakabilirsiniz! :)

https://www.youtube.com/watch?v=XjIaueNU_lc&t=165s

Kitap Alışverişi | CNR Kitap Fuarı


Videoya buradan bakabilirsiniz! :) 

https://www.youtube.com/watch?v=7Jxw46pDlZg&t=2s

25 Nisan 2017 Salı

Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck | Kitap Yorumu


Fareler ve İnsanlar'ın yorumuna buradan bakabilirsiniz! :)

http://kahvekadinkitap.com/fareler-ve-insanlar-john-steinbeck/

"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur."




21 Mart 2017 Salı

Milyoner - Jessica Clare (Billionaire Boys Clup #1) | Kitap Yorumu



“Aşkın deliliği, cennetin lütuflarının en büyüğüdür.”

  Milyoner, altı kitaplık Milyoner Erkekler Kulübü serinin ilk kitabı. Maymun iştahımla her kitaba saldırırken elime aldığım ve tek oturuşta bitirdiğim bir kitap oldu.

  “Milyoner Erkekler Kulübü” diye tabir edeceğimiz altı yakın arkadaşla başlıyoruz kitaba. İhaleleri, borsa hisselerini, otelleri konuşan bu altı zengin, güçlü adamdan biri olan Logan Hawking’in hikâyesi Milyoner. Logan, gücünü kaybetmekte olan işleri ucuza satın alıp bunları kârlı teşkilatlara dönüştüren ve sonra da bundan kazanç sağlayan bir iş adamı. Arkadaşının teklifi üzerine batmak üzere olan Bahamalar’daki bir oteli satın alıyor. Daha sonra da oteli teftiş etmek üzere Bahamalar’a gidiyor.

  Kadın başkarakterimiz ise Brontë Dawson. Üniversitede felsefe okumuş olmasına rağmen küçük bir lokantada garsonluk yapıyor ve radyodan kazandığı bir tatil sonucunda Bahamalar’a gidiyor.

 

  Ta-tammm!


  Peki, o Bahamalar’daki otelde ne mi oluyor? Tahmin edecek olanınız var mı? Ben söyleyeyim, adada kasırga çıkıyor!

 

  Peki, tüm ada tahliye edilirken bizim başkarakterlerimize ne oluyor biliyor musunuz? Asansörde mahsur kalıyorlar!

 

  Adada mahsur kaldıkları kısmı çok sevdiğimi söyleyebilirim, hatta kitabın en sevdiğim kısımları kesinlikle adada geçen kısımlardı.

 

“Her kalp yarım bir şarkı söyler, bir başka kalp o şarkının eksik kısmını fısıldayıncaya dek.” 

-Platon



  Brontë’nin duruma uygun olarak filozoflardan alıntı yapmasından, Logan’la aralarındaki diyaloglara kadar tek bir nokta haricinde gayet güzel ilerlediğini düşündüğüm bir kitap Milyoner. Okuması kolay, zevkli ve eğlenceli bir kitap.

 

  Kitabın tasarım kısmına gelecek olursam, ben arka kapağını çok sevdim açıkçası. İç tasarımı ve kapağı da güzeldi ki mor bir kapağa kötü diyemem ben zaten, kusura bakmayın! :D

 

  Kitabın yetişkin okurlara uygun olduğunu belirtmeden de geçmemem gerek.

 

  Bu ilk kitap, size serinin ikinci kitabında hangi çifti göreceğinize dair bir ipucu da veriyor. Ve açıkçası ben, ikinci kitabı inanılmaz derecede merak ettim. Tahminlerim doğrultusunda olursa ilk kitaptan daha çok severim diye düşünüyorum. O yüzden de kitabın bir an önce çevrilmesini diliyorum!


Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!




Zıt Kitaplar Tag


"Zıt Kitaplar Tag" videoma buradan bakabilirsiniz! :)

https://www.youtube.com/watch?v=3_Tdq8r9iE8

20 Mart 2017 Pazartesi

Aşktan Sabıkalı - Merve Duman | Kitap Yorumu


Aşktan Sabıkalı'nın yorumuna buradan bakabilirsiniz! :)

http://kahvekadinkitap.com/asktan-sabikali-merve-duman/

"Bir insan seviyorsa kalır Savaş. Nasıl, niçin, nerden soruları da bir o kadar anlamsızdır sevgi karşısında."


11 Şubat 2017 Cumartesi

Ocak Ayında Okuduklarım


"Ocak Ayında Okuduklarım" videoma buradan bakabilirsiniz! :)

https://www.youtube.com/watch?v=CrTTrKexEts

Duman ve Kemiğin Kızı Serisi Yorumu


Duman ve Kemiğin Kızı Serisi yorumuma buradan bakabilirsiniz! :)

https://www.youtube.com/watch?v=uAdXQ9pLsLw&t=1s

20 Ocak 2017 Cuma

Cinder - Marissa Meyer (Ay Günlüğü Serisi #1) | Kitap Yorumu


Merhaba!

  Fantastik ve bilim kurgu okurları burada mı? Çünkü bunu tam anlamıyla karşılayan bir seri ile ilgili birkaç kelam edeceğim. :D Ki mantıken bu türleri sevenler zaten çoktan okumuşlardır ama ben yine de geç kalmışlığımı göz ardı ermek istiyorum.

  Ay Günlüğü serisi, bir ara kitabıyla beraber toplam altı kitaplık bir seri. Tabii şimdilik. Gerçekten bakmama rağmen altıncı kitap son mu yoksa yazar seriyi yazmaya devam etmeye kararlı mı bir türlü anlayamadım çünkü. :D


  Ben kitabı eylülde almış olmama rağmen dört ay sonra anca fırsat verebildim. Dürüst olmak gerekirse kitabı Okuoku indirimde gördüğümde çok sevildiğini duyduğum için konusuna falan bakmadan almıştım. Evet, böyle yapmaya bir son vermem gerekiyor! :D Fantastik bir kitap olduğunu biliyordum sadece ve bilim kurgu kısmından bihaberdim. Bilim kurgu türüyle pek yıldızımızın barıştığı söylenemez, bu yüzden de kitabı erteledikçe erteledim. Bu arada kitap açısından söylüyorum, bilim kurgu konusunda baya eksiğim. Denemeye devam edersem severim diye düşünmek istiyorum açıkçası.

  Uzun girizgâhımdan sonra asıl mevzumuza dönersek, kitabı ertelememin bir anlamı yokmuş gerçekten. Bir günde bitirdim ve gerçekten beğendim. Yani tamam dilimden düşürmeme derecesinde bayılmadım ama serinin diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacağım.


  Peki, Cinder ne anlatıyor? Cinder isminin size çağrışım yaptığından eminim ve evet, Cindrella’nın yeniden kurgulanmış hali bu kitap. Ve seri de o şekilde devam ediyor zaten. Yeniden kurgulanmış demek biraz hafif kaldı aslında baya baştan yaratılmış hali demek bile daha doğru olur. :D Kitap beni en çok bu yönden çekti açıkçası çünkü Once Upon A Time dizisine yazın sarmış bir izleyici olarak bu kitabı da çok beğeneceğimi düşünmüştüm.

  Bir kere günümüzden çok çok sonrasında geçiyor bu kitap. Dördüncü Dünya Savaşı yaşanmış ve onun bile üzerinden 126 sene geçmiş durumda. Savaşta yitip giden Pekin’in yerine Yeni Pekin kurulmuş ve burası da kitabımızın mekânını oluşturuyor. Gerçi hala krallıkla yönetilme durumu söz konusu ki Cindrella’nın hikâyesini hatırlarsanız niye böyle olduğunu da anlarsınız. Bize bir prens şart sonuçta! :D


  Cinder, bir mekanik ustası. Bunun yanında vücudunun bazı kısımları metalden. Yani bir sayborg. Tabii ki bir üvey annesi ve iki üvey kız kardeşi de var.

  Ve tabii ki karakterlerimizin çözmesi gereken bir sorun, kurtarması gereken bir dünya var. Bu sorun tüm dünyayı tehdit eden bir salgın. Ve prensimizin babası da bu salgından muzdarip durumda.

  İşler bu kadarla sınırlı değil tabii ki. Bir de Aylılar söz konusu ki o kısmı okuma yolculuğunuza bırakmak daha iyi. :D

  Kitap Prens Kai’nin Cinder’dan androidini tamir etmesini istemesiyle başlıyor ve Cinder’ın hayatı onun da anlam veremediği bir şekilde karışıyor.


  Kişisel yorumlarıma geçecek olursam, yazarın çok harika bir dili olmadığından belki de “Vay be, harika bir kitap bu!” diyemiyorum maalesef. Yaratılan dünyadaki o androidler falan da benim zihnimde kesin hatlarıyla oturmadı açıkçası. :( Ki bir yerde çeviri hatası olduğunu da düşünüyorum. Ama kitabın kapağından içine, aralara serpiştirilmiş olan Cindrella’dan alıntı kısımlarına her şey gerçekten çok güzeldi. Ki açıkçası orijinal kapağın üzerinden yaptıkları birkaç dokunuşu ben daha çok sevdim. Sanırım ilk kez değiştirilmiş bir kapağı sevdim, çok çok değişmese de. :D Kısacası kesinlikle akıcı bir kitaptı ve ben muhtemelen ikinci kitap olan Scarlet’i de hemen okumaya başlayacağım.

  Ve son olarak, gerçekten söylemeden duramayacağım, kitabın sonunu en baştan tahmin edemeyecek tek bir okur bile olduğuna inanmam!

***
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle! 
  


12 Ocak 2017 Perşembe

Bazen Bahar - Melisa Kesmez | Kitap Yorumu

 

Melisa Kesmez'in Bazen Bahar'ıyla ilgili yorumuma buradan bakabilirsiniz!

http://kahvekadinkitap.com/melisa-kesmez-bazen-bahar/

“Bir şeylerin olmasını bekliyorum sanki bir yandan. Bir şeyler olsun. Hikâyenin akışını değiştirecek bir şeyler. Hayat her şeyi benden beklemesin istiyorum.”



7 Ocak 2017 Cumartesi

Âşıklar İçin İstiridye - Daisy Prescott | Kitap Yorumu


Merhaba!

    Tam anlamıyla kafa dağıtmak, mutlu olmak, ikinci şanslara inanmak ve hiçbir zaman umut etmeyi bırakmamayı hatırlamak için okunası bir kitap yorumuyla buradayım. Melisa Kesmez’in Bazen Bahar’ının ve Laini Taylor’ın Tanrı ve Canavarların Düşleri’nin beynimdeki edebi ve fantastik ağırlığını üzerimden bir nebze uzaklaştırmak için bir kitap okumak istemiştim ki Âşıklar İçin İstiridye kitaplıktan bana göz kırptı. Ah, böyle komplimanlara da hiç dayanamadığım için ben de onu kırmadım tabii! :D

  Hadi ama lütfen! Yoksa sizin kitaplarınız sizinle hiç flörtleşmiyor mu? Cidden inanmam!

  Şimdi bunca şamatadan sonra kitabın konusuna geçebilirim sanırım. Başkarakterimiz Maggie Marrion bir gurme. (Aa bilin bakalım kitap beni tam olarak hangi nedenden çekmiş? :D) Kötü geçen birkaç seneyi arkada bırakmaya çalışıyor ve “sahil kasabası” diye tabir ettiğimiz bir yerde yaşamaya başlıyor. Tabii aslında bu klasik her yerden uzaklaşma anlamında bir şehir değişikliği değil. Annesi hastayken ona bakmak için gidiyor ve o öldükten sonra da kalıyor. Üniversite mezuniyetinin 20. yılı yaklaşırken de adadaki evine en yakın dört arkadaşını davet ediyor. “20. yıl mı?!” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. :D Evet, başkarakterimiz kırklarında bir kadın. Ama emin olun bu ayrıntılar olmasa ne Maggie’nin ne de arkadaşlarının kırklarında olduğunu anlayamazsınız. Fazla mı neşeli ve enerjikler, fazla mı genç kalmışlar yoksa yazarın bir hatası mı söz konusu emin olamadığım bir kısım bu yaş mevzusu. Ya da şu anlık kırk bana biraz uzak durduğundan kitaptaki karakterlerin benim yaşıtlarım gibi davranmaları biraz değişik geldi. Ama inşallah hepimiz kırklarımızda böyle oluruz diyebilirim!


  Maggie’nin evine hafta sonunu geçirmek için davet ettiği bu dört arkadaşa dönelim. Öncelikle en eğlenceli iki kişiden bahsedeceğim: Quinn Dayton ve Selah Elmore! Her arkadaş grubunda olması gereken olmazsa olmaz kişiliklerden. Quinn eşcinsel ve Selah da yarı zamanlı bir erotik roman yazarı. Şimdi siz bu ikiliyi hayal edin ve kitabın komik olduğu konusunda şimdiden anlaşalım. Diğer iki arkadaş Ben ve Jo ise bu arkadaş grubundaki üniversite tanışıp evlenen ve üç çocuğa sahip olan çift.

  Bir de Maggie’nin yakışıklı mı yakışıklı bir karşı komşusu var!


  Ama durun! Yanlış alarm! Erkek başkarakterimiz o değil! İlk sahnelerde benim de gözüme çok olası görünmesine rağmen, değil. :D John otuzlarında, yani Maggie’den on yaş kadar küçük. Belki de ben bu yüzden olası görmüştüm çünkü ilgi çekici olabileceğini düşünmüştüm. Lakin Maggie’nin iyi arkadaşlarıyla sevgili olup o arkadaşlığı bozmamak şeklinde kesin gibi görünen kuralları var. Bu kısmı iyi hatırlayın! Geri döneceğim. :D

  Şimdi bu kadar anlattım ama erkek başkarakter nerede diyoruz hepimiz değil mi? Şimdi başa bir dönelim. Hani size Maggie’nin en yakın dört arkadaşı demiştim ya. İşte orada minik bir problem var. Çünkü Maggie’nin üniversite zamanında en yakın beş arkadaşı var!

  Ding ding! Her şey yerine oturdu mu?

  Bir de şu iyi iletişimde olduğu arkadaşlarıyla sevgili olmama muhabbetini hatırlayalım!

  Birleştirildi mi olaylar? Her şey tamam mı? Eh, dahasını da ben anlatmayayım artık. Okuyunca öğrenirsiniz! :D


  Tüm bunların üzerine kitabı çok çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Güzeldi diyebilirim yalnızca. Ama çok eğlenceli olduğunu da söylemeden geçmemem gerekir. Böyle kopmamış bir arkadaş grubu çok imrenilesi geldi açıkçası. O arkadaş grubu havası müthişti, Maggie’nin adadaki yaşantısı ve gurme olması harikaydı. Bunlar tamamen özenerek okuduğum kısımlardı. Biraz da Friends havasındaydı. Tabii Friends’in mükemmelliğinin yanında kitap biraz sönük kalır ama diziyi seviyorsanız kitabı da sevebilirsiniz gibi geldi bana.

  Aa hiç hatırlatmıyorsunuz! Bu kızın bir evcil hayvanı sahiplenmiş olması gerekmez mi sizce? Tabii ki gerekir. Türünü kendisinin de pek bilmediği tatlı bir köpeği var. Hadi adını tahmin edelim… Karakterimiz gurme demiştim, tatlılara da inanılmaz düşkün, yemekle yaşıyor falan. Zor bir tahmin olmayacak inanın, bulabilirsiniz!

  Tamam, ben söyleyeyim: Bisküvi!

  Çok zor bir tahmin olmayacağını söylemiştim! :D


  Bu şamatadan sonra Maggie’nin en başta tatlı mı tatlı, sonlara doğru da saçını başını yoldurası bir karaktere büründüğünü söylemeden geçmemeliyim. Hani yaş problemi de orada biraz daha gözüme battı aslında. Ben de mi problem bilmiyorum ama kırk yaşında birinin daha ne istediğini bilen birisi olması gerekmez mi? Yoksa akıl yaşta değil baştadır mı demek gerekir? Bilemiyorum. Her iki türlü de sonlara doğru “Sallan ve kendine gel Maggie!” demedim desem yalan olur.

  Uzun lafın kısası gününüzü renklendirmek, zihninizi boşaltmak ve türevleri sebeplerle okumaya fırsat verebileceğiniz bir kitaptı.

  Son olarak, siz ne dersiniz: İstiridyeler âşıklar için mi? 

***
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!


6 Ocak 2017 Cuma

2016 Favori Kitaplarım


2016'da okuduğum favori kitaplarıma buradan bakabilirsiniz! :) 

https://www.youtube.com/watch?v=fT3SAwUq5rI&spfreload=5