13 Ekim 2016 Perşembe

Güz Fırtınası - Rita Hunter | Kitap Yorumu


“Geçmişi, üzerine gölge gibi düşen bir adamın tek çaresi, daimi bir güneştir...

  Türkler tarihi aşk romanları yazamazlar diye düşünen bir kitle hala var, biliyorum. Ama niye böyle bir kanı var ve niye hala yıkılamadı onu hiç bilmiyorum. Eğer bu düşüncedeki insanlardan biriyseniz, Güz Fırtınası’nı mutlaka bir okuyun derim. Judith McNaughlardan, Julie Garwoodlardan ne farkı var, bulabilene aşk olsun!

  Böyle bir giriş yaptıktan sonra Rita Hunter’ın kalemiyle Güz Fırtınası sayesinde yeni tanıştığımı söylemek istemezdim lakin durum tam olarak bu. :D Yine de bu çok güzel tarihi aşk romanları yazan Türkler olmadığı anlamına gelmez. Fakat Rita Hunter, tek kitapla bile bana inanılmaz ötesi yazdığını kanıtladı. Şuraya bir sürü kalp iliştirdiğimi hayal edin lütfen.


“Kız dünyanın merkezinden fışkıran sular kadar saftı.”

  Ben tarihi aşk romanlarından sadece sevilesi karakterler ve güzel zincirlenmiş olaylar beklemiyorum. Bana o dönemleri tamamen hayal ettirebilecek bir dile sahip olmasını da bekliyorum. Hep özenerek okuduğum, o masalsı -en azından kitaplarda anlatılan olarak- ortamı özümseyebilmek istiyorum. Rita Hunter, mükemmel kalemiyle bunu o kadar güzel bir şekilde vermiş ki kitabın âşık olmadığım tek bir yeri bile olmadı. Hatta şu garip durumu da itiraf edeceğim: Kitabı baştan sona yüksek sesle okumak istedim. Cümlelerin ne kadar güzel olduğunu daha nasıl anlatabilirim artık? :)

"Belki de hiç... Belki de hiçbir zaman tehlikeye ne kadar yaklaştığını anlayamayacaktı. Güzel, küçük kıvılcım bilmiyordu ki bu dünyada ateşten de sıcak şeyler vardı…"

  Karakterlere gelecek olursak, Abertillery Dükü Alexander Darius Cunningham, adı kadar ihtişamlı bir adam. Size okurken âşık olmaktan başka şans tanımayan bir karakter. Kitaplardaki sert erkeklere her ne kadar okurken bayılıyor olsak da kendi hayatımızda düşündüğümüzde tahammül edemeyeceğimiz bir sınırda olabiliyor. Alexander ise bütünüyle hayatınıza almak isteyeceğiniz biri. Dengesinin iyi ayarlandığı bir karakter olduğunu düşünüyorum anlayacağınız. Ben Alexander’a çokça bayılmış olmama rağmen muhtemelen bana çok az olan bir şey gerçekleşti ve kadın karakteri daha çok sevdim. Jane Hammond, inanılmaz bir karakter. Hazırcevaplığının yanındaki tatlı saflığının dengesi ancak bu kadar güzel olabilirdi. Bu tatlı kızıl cadı, aynı zamanda da yazar. Ki kitabın en çok ilgimi çeken kısmı burası olabilir. Dönemin şartlarından dolayı mahlas kullanarak bir erkek adıyla yazıyor tabii ama hem yazarın hem de yayınevinin harikalığını konuşturduğu bir diğer yer olmuş Jane’in kitabı. Her bölümün başında bir de Jane’in yazdığı hikâyeden bir ya da iki sayfalık kesitler okuyorsunuz. Ki bu kısımlar daha da uzun olsa hiç şikâyetçi olmazdım açıkçası. Bu fantastik kısımlar bana Rita Hunter’dan fantastik bir roman okusak ne kadar harika olurdu, diye düşündürdü. Yayınevi bu hikâye için sayfa kenarlarını ayrıca tasarlamış ve bu kısmı da çok güzel olmuş. Tıpkı kapağı gibi! Aslında kabartmalı kitap kapakları, soyulacak korkusuyla ayrıca dikkat ederek okumamı gerektiriyor. Doğal olarak bu yorucu oluyor ama kapaktaki kız gerçekten de hayallerinizdeki Jane ve arka kapak da dahil çok müthiş bir çalışma konmuş ortaya. Ben bu kitap için çok güzel ve türevleri haricinde bir sıfat kullanamayacağım bence! :D


“Onun gibi biri için ölmenin yere çakılmaktan daha onurlu yolları olmalıydı, değil mi?”

  Güz Fırtınası, benim için tarihi aşk romanları sıralamasında çok çok üstlerde yer alıyor olsa da kitap için ayrıca çok eğlenceli olduğunu söylemem gerek. Okurken de şu an bu yorumu yazarken de beni tekrar kahkahalara boğduran bir tuz sahnesi vardı mesela. Sadece o sahne için okuyun diyormuşum bir de! :D Hayır, kitap müthişti ve eğlendiren sahneleri sayesinde müthişliği arttı benim gözümde. Aynı şekilde Jane’in erkek kardeşi Chris’in olduğu her sahne de abartısız çok keyifliydi. Ama bir sahne vardı ki ben öyle bir anı yaşamadan ölmeyeyim dedirtti bana! Jane ve Alexander’ın beraber kitap okudukları sahne, nasıl anlatabileceğimi bilmediğim bir şekilde yüreğime ılık ılık aktı, ba-yıl-dım! ❤️ 


  Kapağından ayracına, iç tasarımından konusuna, dilinden karakterlerine kadar her özelliğiyle bayılacağı bir kitap arayanlara Güz Fırtınası’nı okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum! :) Ayrıca Rita Hunter kalemiyle yeni tanışmış olan bana, ikinci olarak hangi kitabını okumamı önerirdiniz onu da merak ediyorum. :)


  Bir sonraki yazıda -umarım yine bol bol övgülerimi dile getireceğim bir yazıda- görüşmek dileğiyle! 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder